Görünümüyle Hayranlık Uyandıran Talas Escort Sibel
Sabahın nasıl başladığı, insanın bütün gününü etkiliyor bence. Ben güne aceleyle girdiğim zaman günün geri kalanında da bir telaş oluyor. O yüzden mümkün olduğunca yavaş hazırlanmayı seviyorum. Perdeyi açıp havaya bakmak, kahvemi yapmak, saçımı baştan savma değil de biraz uğraşarak toplamak… Bunların hepsi bende küçük bir hazırlık ritüeline dönüşmüş durumda.
Talas’ta yaşamayı sevmemin sebeplerinden biri de bu sakinlik hissi. Her yerin aynı anda hareketli olmadığı bir çevrede olmak bana iyi geliyor. Bazen sadece kısa bir yürüyüş için dışarı çıkıyorum. Özellikle akşam üzeri hava serinlemeye başladığında dolaşmak hoşuma gidiyor. Ali Dağı taraflarında hava açık olduğunda manzaraya birkaç dakika bakmak bile kafamı dağıtmaya yetiyor.
Çok planlı yaşayan biri değilim. Sabah başka bir şey düşünüp akşama doğru tamamen farklı bir karar verebilirim. Bu yüzden ajandama yazdığım bazı planların sonradan değişmesine şaşırmıyorum. Hatta bazen plansız geçen günler daha güzel oluyor. Evden sadece biraz dolaşmak için çıkıp saatler sonra dönmek gibi.

Kıyafet seçerken de aynı durum var. Gardırobumda birbirinden farklı parçalar bulunuyor ama son kararı çoğunlukla o günkü havam veriyor. Bazen sade bir pantolon ve gömlekle çıkarken bazen elbise giymek hoşuma gidiyor. Hazırlanırken en çok saçımla uğraşıyorum. Bir türlü istediğim şekli vermediğim günlerde aynanın karşısında söylenmişliğim de vardır.
Bazı kokular bana doğrudan belirli zamanları hatırlatıyor.
Bir yerde aynı kokuyu duyduğumda yıllar öncesinden bir anın aklıma gelmesi çok ilginç geliyor. Bu yüzden parfüm seçerken yalnızca güzel kokmasına bakmıyorum. Üzerimde nasıl durduğunu ve birkaç saat sonra bıraktığı kokuyu da önemsiyorum.
Talas’ın eski taraflarında dolaşmayı seviyorum. Kiçiköy tarafındaki eski yapılar ve taş sokaklar bana modern binalardan farklı bir his veriyor. Tarihi Ali Saip Paşa Sokağı ve çevresindeki dokunun kendine has bir havası olduğunu düşünüyorum. Özellikle fotoğraf çekmeyi sevdiğim zamanlarda böyle yerlerde daha fazla oyalanıyorum. Ali Saip Paşa Hamamı’nın da Talas’ın eski dokusunu hatırlatan yapılardan biri olduğunu biliyorum.
Yemek konusunda Kayseri’nin hakkını vermem gerektiğini düşünüyorum. Mantı konusunda oldukça seçiciyim. Her mantıyı aynı bulmuyorum. Hamurunun inceliği, içindeki harcın miktarı, üzerine konulan yoğurt ve sosun dengesi bile benim için fark yaratıyor. Yağlamaya da hayır demem. Bazen sadece canım istediği için yemek planımı değiştiriyorum.
Kahvaltı konusunda daha da ciddiyim. Aceleyle yapılan kahvaltıları sevmiyorum. Çay masada olacak, peynir ve zeytin bulunacak, ekmek mümkünse sıcak olacak. Hafta sonu kahvaltısı biraz uzun sürerse bundan hiç şikâyet etmem. Masada sohbet varsa zaten zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum.
Müzik seçimim gün içinde birkaç kez değişebiliyor.
Sabahları daha sakin parçalar dinlerken hazırlanırken hareketli şarkılara geçiyorum. Gece olduğunda ise eski şarkılara dönüyorum. Bazı parçaları yıllarca dinlememiş olsam bile ilk birkaç saniyesinde sözlerini hatırlamam bana hep ilginç geliyor.
İnsanlarla iletişimimde en çok dikkat ettiğim şey konuşmanın rahat olması. Sürekli bir şey anlatmak zorunda hissettiğim ortamlar beni yoruyor. Bazen konuşmadan oturabilmek de güzel. Birlikte sessiz kalmanın garip karşılanmadığı ilişkileri daha değerli buluyorum.

Her konuda aynı fikirde olmak gerektiğine de inanmıyorum. Hatta farklı düşüncelerin güzel bir sohbet başlatabildiğini düşünüyorum. Bir konu üzerinde karşılıklı fikir yürütmek, biraz tartışmak ama sonunda gülüp geçebilmek hoşuma gidiyor. Kırıcı olmadan fikir ayrılığı yaşayabilmek bana göre önemli.
Güven konusunda biraz yavaş ilerleyen bir yapım var. Birini tanımadan hakkında hemen karar vermem. Zaman içerisinde davranışların sözlerden daha çok şey anlattığına inanıyorum. Bu nedenle benim açımdan güzel bir iletişim, tek bir konuşmayla değil, zamanla oluşuyor.
Özel hayatımda sınırlarım var ve bunları korumayı önemsiyorum. Her düşündüğümü anlatmam, her yaşadığımı paylaşmam. Bazı anıların yalnızca bende kalması hoşuma gidiyor. Bunun soğukluk olduğunu düşünmüyorum. Aksine insanın kendisine ait bir alanının olması gerektiğine inanıyorum.
Bazen bütün gün dışarıda olup akşam eve geldiğimde hiçbir şey yapmak istemiyorum. Üzerimi değiştirip saçımı topluyor, rahat bir şeyler giyip koltuğa uzanıyorum. Telefonu sessize aldığım da oluyor. O saatlerde dışarıdaki hareketlilikten tamamen kopmak bana iyi geliyor.
Zincidere taraflarına gittiğim günlerde ise daha farklı hissediyorum.
Özellikle açık havada vakit geçirmek hoşuma gidiyor. Yeşillik, temiz hava ve biraz yürümek insanın kafasını gerçekten boşaltabiliyor. Talas’ın böyle sakinleşebileceğim alanlarının bulunmasını seviyorum. Zincidere 100. Yıl Mesire Alanı da ilçenin bu tarafını yansıtan yerlerden biri.
Bazen fazla düşündüğüm doğrudur. Gece yatağa girdiğimde gün içinde söylenmiş bir cümleyi tekrar tekrar aklımdan geçirdiğim oluyor. “Bunu başka türlü söyleseydim nasıl olurdu?” diye düşündüğüm de var. Sonra sabah olduğunda çoğunun aslında o kadar önemli olmadığını fark ediyorum.

Neşeli olduğum kadar hassas bir tarafım da var. Birinin küçük bir ayrıntıyı hatırlaması beni düşündüğünden daha fazla mutlu edebilir. Sevdiğim bir çiçeğin alınması, hiç beklemediğim bir anda güzel bir söz duymak ya da uzun zamandır aramadığım bir arkadaşımın sesini duymak bile yüzümü güldürebiliyor.
Talas escort ifadesiyle kendimi tanımlarken de bütün bunların gözden kaçmasını istemiyorum. Çünkü günlük hayatım yalnızca tek bir kelimeden oluşmuyor. Sabah içtiğim kahveden akşam dinlediğim şarkıya, Talas’ın eski sokaklarında dolaşmaktan sevdiğim yemeklere kadar pek çok küçük ayrıntı var.
Sibel adının arkasında da böyle sıradan görünen ama bana ait olan bir hayat bulunuyor.
Her günüm aynı geçmiyor. Bazen dışarı çıkıp saatlerce dolaşıyorum, bazen perdeleri kapatıp evde kalıyorum. Bir gün çok konuşkanken ertesi gün sessizliği tercih edebiliyorum.
Belki de en sevdiğim tarafım bu değişkenlik. Kendimi tek bir kalıba sokmak zorunda hissetmiyorum. Hayatın hangi gününde nasıl hissediyorsam onu yaşamayı, hoşuma giden şeylere zaman ayırmayı ve içime sinmeyen şeylerden uzak durmayı tercih ediyorum.
Talas’ta geçen günlerimin de bana kattığı şey biraz bu oldu. Eski sokakları, yeni yerleri, kalabalığı, sessizliği, kahvesi ve uzun akşamlarıyla kendime ait küçük bir düzen kurdum. Büyük cümleler kurmadan anlatınca aslında geriye oldukça basit bir şey kalıyor: Sevdiğim hayatı, sevdiğim ayrıntılarla yaşamayı seviyorum.




Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.